Çocuklarımız-2-
______________________________
EVLAT SEVGİSİ
Çocuklarımız ve biz!.. En çok onları severiz, ama en çok ihmale uğrayanlar da onlar. Anneler, babalar hepimiz, çocuklarımızı çok seviyoruz. Sahi bu sevginin kaynağı nedir? Bizim çabamızın bir ürünü mü yoksa Allah (c.c) vergisi mi?
Bakınız anne-baba-evlat sevgisi, merhameti ile ilgili bir kaç örnek size..
Hz. Adem çocuklarını her akşam evde köşeden köşeye sıraya dizerek oturtur başlarmış nasihatlere. Her nasihatin sonunda da ‘ a evlatlarım bensizi o kadar çok, o kadar çok seviyorum ki’ diyerek bitirirmiş.
Bilirsiniz Havva anamız kırk karın doğurmuş yani 80 ikiz kardeş.
Bir, iki, üç, beş en sonunda oğul Kabil dayanamamış ve sormuş;
‘Bey baba, her gün her gün bıkmadın mı aynı şeyi söylemekten’?.
Babası Hz Adem yine aynı şeyi tekrarlamış ‘ a oğulcuklarım ben sizi o kadar çok o kadar çok seviyorum ki!..’ demiş ve eklemiş, ‘be kuzucuklarım ne olur bir günde biriniz çıkında deyin ki, bey babacığım bizde seni seviyoruz!’...
Kabil hemen cevap vermiş:
‘Amaaan baba düşündüğün şeye bak bizde kendi evlatlarımızı severiz.’.
İşte derler ki baba ile evlat arasındaki soğukluk buradan gelir.
.
***
Bu fani dünyanın iki lezzetli meyvesi, öbür dünyamın amel defteri,
evliliğimizin tutkalı, mutluluğumuzun serveti iki evlat da bende var, iki gözümün iki bebeği.
Fatih ve Faruk.
Bende çok sevdiğim bu kuzucuklarımın farklılığını paylaşmak istiyorum sizlerle.
Dış görünüş itibarıyla Fatih, esmer tenli narin yapılı kolundaki benine kadar babaya (bana), iç dünyasındaki umursamaz rahatlığıyla annesine benzer.
Faruk dış görünüşüyle sarışın iri kemik yapılı saçının tel rengine kadar annesine, uykusunda bile kimin dokunduğunu bilebilecek kadar hassas ve duygusallığıyla babasıdır.
Tepeden tırnağa, içi ve dışı tamamen biribirine zıt iki kardeş...
Bir gün yazlıkta iki oğulla muhabbet ederek köyden denize doğru giderken aklıma bir soru geldi. Çocuklarımın anlayış farkını öğrenmek için sordum;
‘Çocuklarım, Allah korusun farzedin ki bu ıssız yolda birden bir kalp krizi geldi ve gözünüzün önünde pat diye düşüp öldüm. Ne yapar sınız ?
Önce büyük olan Fatih’in yanıtlamasını istedim.
Fatih: ’Olur mu baba Allah korusun..’ demekle yetindi.
Faruk ise: ‘ Olur mu baba ya.... Hiç sen ölürsen ben yaşayabilir miyim... Bende ölürüm...’ Demez mi...
İşte size çocukların iç dünyasındaki baba sevgisinin farklılığı...
İki çocuğumun farklılığının farkındalığı..
.
***
Birde Hz. Peygamber ve onun Ashabının çocuk sevgisi yaklaşımına bakalım..
Abdullah b. Ebi Evfa’dan:
Alkame isminde bir sahabe hastalanır. Hastalığı ağırlaşınca hanımı Resulullah (s.a.v) Efendimize haber göndererek:
-Kocam sekarata (can çekişme) düştü, der.
Peygamber Efendimiz Hz. Bilal (r.a), Hz. Ali (r.a) ve Hz. Selman (r.a)'e:
-Gidin Alkame'nin durumuna bakın, buyurur.
Onlar Alkame'nin evine giderler ve can çekiştiğini görünce O na "Lailahe illallah" kelime-i Tevhidini telkin ederler. Fakat Alkame söyleyez. Bunun üzerine Hz. Bilal 'ı Peygamber Efendimize gönderirler.
Peygamber Efendimiz
-Alkame'nin babası ve anası var mı? Diye sorar.
-Babası vefat etti, fakat bir ihtiyar anası var derler.
Peygamber Efendimiz Hz. Bilal'e:
-Ya Bilal! Alkame'nin annesinin yanına git ve şöyle de: Eğer gelebilirsen Peygamber Efendimiz seni yanına istiyor. Eğer gelemez isen, o senin yanına gelmek istiyor.
Kadın:
-Ben Peygamber Efendimiz’in yanına gelirim, diyerek, huzura gelir, selam verir oturur.
Peygamber Efendimiz kadına:
-Bana doğruyu söyle, Alkame'nin hali nedir. Diye sorar.
Kadın, Alkame'nin salih amellerini sayar.
Peygamber Efendimiz :
-Oğlunla senin aran nasıldı? diye sorar. Kadın:
-Yâ Rasullallah! Ben ondan razı değilim. Çünkü o karısının sözünü tutup benim sözümü tutmuyordu, der.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz :
-Annesinin gazabı onun kelime-i tevhid getirmesine engel oluyor, der ve Hz. Bilal e dönerek:
-Ya Bilal, odun toplayın ve ateş yakın, Alkame'yi ben yakacağım, der.Kadın:
-Ya Rasulallah onu benim gözlerimin önündemi yakacaksın? Ben buna nasıl dayanırım, der.
Peygamber Efendimiz :
-Yâ Kadın! Allah'ın ateşi daha şiddetlidir. Eğer oğlunun rahat etmesini istiyorsan, ona haklarını helal et ve ondan razı ol, der.
Bunun üzerine kadın:
Ya Rasulallah sen şahid ol; ben bütün haklarımı Alkame'ye helal ettim ve ondan razı oldum.
Peygamber Efendimiz:
-Yâ Bilal gidin Alkame'ye bakın, buyurur.
Bakarlar ki Alkame kelime-i tevhid getiriyor.
Alkame'yi defnettikten sonra Peygamber Efendimiz :
-Yâ Bilal! Kim ki, karısının sözünü annesinin sözünden üstün tutarsa, Allah ona gazap eder, buyurur. (Beyhaki,Ş.İman:IV/198)
.
Anne baba hakkında bir çok hadis-i şerif ve kıssalar vardır. Biz bu kadarından ibret alabilirsek ne mutlu.
.
Anne ve babaya karşı olan yükümlülüğümüzün yerine getirilmesi... Eğer onlar yanımız da iseler, hizmetlerinde bulunmak. Ölmüş iseler, onların arkasından, daima, hayır, hasenat yapıp sadaka vererek ve fatiha okuyup sevabını hediye ederek, onlara karşı olan yükümlülüğümüzü yerine getirebilmek.
.
***
Evlat şefkatinin bir başka canlı örneği..
Günlük izlediğimiz televizyon ana haber bülteninden bir örnek..
Bir televizyonun ana haber bülteninde, insanları canından bezdiren bir kapkaç haberi kamera çekimli yayınlanıyor. Bir baba hırsızlık yapmış hem de kapkaç. Polis yakalamış takmış kelepçeleri koluna direnen hırsızı çekiştirerek polis otosuna götürüyor. Belli ki evinden çıkartılıyor ve onu annesinin kucağında seyreden henüz üç yaşındaki kız çocuğu, feryatlar içinde ağlayarak polis amcalarına defalarca yalvarıyor;
-‘Nolur amcalar babamı sürüklemeyin .., kolundaki kelepçeyi çıkartın canını acıtıyor, babamın canı yanıyoorrr.. Neoluuurr..’.
Bu haykırış öyle bir haykırış ki, kızcağızın gözlerinden akan yaşlar ağzından çıkan çığlıkla fırtınaya dönüşüyor ve annesi kollarındaki çocuğu zapdedemiyor...
.
İşte size, hırsızda olsa suçlu da olsa bir evladın babaya olan bağlılığı, merhameti ve acıtıcı sevgi çığlıkları..
İbretlik bir haykırış ve bir evlat şefkati
.
***
Hz. Musa bir gün Rabbine yalvarır;
‘ Yarabbi bu dünyada iken bana öbür dünyadaki komşumu göster.
Rabbinin çok sevdiği Hz. Musa’nın duası kabul olur ve öbür dünyadaki komşusunun falanca yerdeki bir demirci diye Vahiy olunur.
Hz. Musa Rabbine teşekkür eder ve düşer yollara arar bulur çalar kapısını, birde bakar ki kir pas içinde çalışan fakir bir demirci.
Selam verir oturur, hoş beşden sonra uzun yoldan geldiğini ve bir günlük evinde misafir etmesini rica eder demirciden. Demirci de kabul eder. Akşam olur ve evin yolunu tutarlar.
Yolu yarılayınca demirci bir dakikalık izin ister ve bir dükkana girer bir şişe şarap alır. Biraz devam ederler yine bir dakikalık izin ister ve bir randevu evinin kapısını çalarak bir kadın alır yanına, başlarlar beraber yürümeye.
Yürürlerde yürüdükçe Hz Musa yı sıkıntı basar ve
‘ Ey Allahım komşu kıldığın şu insana bak, fakir bir demirci ama bir kadın aldı yanına bir şişe de şarap gidiyoruz aleme’ diye içi içini yer ve Hz Musa çok sabırlı olduğu için olayın hikmetini görmeyi yeğler.
Eve yaklaşınca adam yine 1 dakikalık müsaade eder. Kadına biraz para verir onu gönderir. Evin kapısından girer girmez koltuğunun altındaki o bir şişe şarabı Bismillah deyip lavaboya boşaltır. Merakla onu takip eden Hz.Musa’ya döner ve derki
‘Ey yolcu şu misafir odasına buyur benim bir dakikalık daha işim var, hemen gelip seninle ilgileneceğim’ der.
Adam kaybolunca Hz. Musa bir inilti duyar, meraktan odasından çıkar, sese doğru yürür ve o kapıyı açar bakar ki, Demirci iç odada havada asılı bir kadını makara ile indiriyor. O indirirken kadında sürekli mırıldanıyor ve ‘ Ey oğul Allah seni Hz Musa ya komşu kılsın, Oğul Allah seni Hz Musa ya komşu kılsın .’
Hz. Musa nın tüyleri diken diken olur ve sessizce kendi odasına geri döner. Demirci işi bitiripte gelince, Hz. Musa bu üç olayı, kadını şarabı ve havada asılı, yaşlı kadının hikmetini sorar.
Demirci;
-‘ Elhamdülillah bu günkü kazandığım para ile randevu evinden bir kadını kurtararak bu günlük vücudunun dinlenmesini sağladım.
Bir şişe şarabı alarak bu gün de bir insanı şarap içmekten kurtardım.
İçerideki kadınsa yaşlı yatalak annemdir. Evde bakacak kimsem olmadığı için onun bir şeyden zarar görmemesi için sabah havaya kaldırıyor, Akşamda indirerek karnını doyuruyorum’.
.
İşte size anne duasının kutsallığı ve evladın anneye olan vefası. Allaha karşı şükretmenin türlü yolları..
İbret içinde ibretler..
.
***
Şimdi de bir Profosörün çocuklardaki kişilik gelişmesi hakkındaki görsel deneyi.
.
Bir Profosör almış eline tebeşiri geçmiş kara tahtaya başlamış yazmaya.
Bir harfini yazmış, öğrencilere sormuş, bu ne?
Bir demişler.
Yanına bir sıfır koymuş ve sormuş.
On demişler ve bir sıfır daha koymuş, yine sormuş
Yüz demişler. Ard arda sıfırlar koyarak rakamın büyüklüğünü sormuş sürekli.
Sonra bol sıfırlı rakamın başındaki bir rakamını silmiş ve yine sormuş öğrencilerine ,rakamın kaç olduğunu..
Sııfıırrrr demişler.
Profosör açıklamış.
Evet bir rakamı insanın kişiliğidir. Birin yanına (sağına)konan her bir sıfır o insanın kazanımları dır, yani ailesi, parası, eğitimi,makamı vb.. Milyonlu rakamların başındaki biri silerseniz tek başına binlerce sıfırın nasıl ki bir değeri yok ise, işte kişiliğiniz giderse o sıfırlar kadar değeriniz kalır.
.
İşte size “Ağaç yaş iken eğilir” öğretisinin bir başka modernize edilmişine örnek hikaye..
.
***
Sonuç itibarıyla, gerçek şu ki, çocuklarımıza duyduğumuz sevgide bize ait olan bir şey yok. Çocuk da, onun sevgisi de, hatta bu sevgi ile bizim sevindirilmemiz de hep o Yüceler Yücesi Rabbimiz’in ikramıdır. O halde bize verilen bu ikramla, yani kalbimizdeki bu sevgiyle yapmamız gereken bir şeyler olmalı. Çocuklarımızın karnını doyurmaktan, harçlık vermekten öte bir şey.
Yukarıdaki yaşanmış öyküleri örnek olarak dikkatinize sundum. Zira bu kıssalar, bu olaylar hayalî değil, yıllar yılı toplumda anlatıla gelen ve günümüzde de bizzat yaşadığımız ve her birinin içinde birden fazla ibretlerle dolu olan hikayeler dir.
Gelin, hep beraber çocuklarımızı sevdiğimizi onlara hissettirelim. Kucaklayarak, öperek, onları ciddiye alıp dinleyerek, onlarla oynayarak, derslerine katkıda bulunarak, iyi arkadaşlar edinmelerine yardımcı olarak, okullarına giderek, veli toplantılarına katılarak, öğretmenleriyle görüşerek onlara bu hissi verelim.
Ayrıca onlarla konuşurken ciddi olalım,dizimizi kırıp göz seviyesinde ve gözlerinin içine bakarak konuşalım.
Kişilikli bir bireyi olsun ki toplumun kalitesi artsın ve büyüdüğünde bizim onu sevdiğimiz gibi oda bizi merhametle sevebilsin.
.
Unutmayalım ki çocuklarımız, bu fani dünyadan göçüp gittiğimizde geride bıraktığımız tek amel defterimizdir..
Mehmet BALLI-Araştırmacı-2008 |
Çocuklarımız-3-
__________________________________________
DİPSİZ KUYU İNTERNET ÇOCUKLARIMIZI YUTMASIN
Her gün işi gidip geldiğiniz toplu taşım araçlarında istemeyerekte olsa kimi konuşmalara kulak misafiri olursunuz. Yaklaşık 40 ile 50 arasa yaşlarında iki vatandaşın muhabbeti dikkatimi çekiyor.
Günün iş yorgunluğuyla çöken omuzlarınızın ağırlığıyla ayakta tutunduğunuz Halk otobüsünde sallana sallana giderken öyle bir mevzuya tanık oluyorsunuz ki, sohbet ilerledikçe kulaklarınızı dikiyor vah vah diyorsunuz, konu cep telefonu ile başlıyor bakınız nerelerde düğümleniyor...
Yaşı kırk civarında olan vatandaş; ‘benim ilköğretim 5. sınıfa giden oğlan, akşam ağladı sızladı, yok efendim arkadaşlarının varmışta, onunki eskiymiş. Hanımda ons destek çıkıp bastırınca, oğlana sıfır son model kameralı cep telefonu aldım. Ben hala şarjı 1-2 gün giden en eski telefonu kullanıyorum’.
Yaşı ellinin üzerinde olan diğer arkadaşı ise iş yorgunluğundan olacak ki, ayakta koltuğa dayanır vaziyette şöyle der; “oda bir şey mi.. 3 ay oldu çocuklara birbuçukmilyara bir bilgisayar aldım, Sabah-akşam internetteler. Hiç odalarından dışarı çıkmıyorlar. Hele 3 yaşında bir torun var bilgisayarın her yerine giriyor, valla daha ben bilgisayar nereden nasıl açılır bilmiyorum”..
İşte size bizim toplumumuzun teknolojiye adaptasyonundan örnekler...
Kıt kanaat zor geçinen, belediye otobüsü ile saatlerce yüzü cama yapışarak işine gidip gelen, evine ayda bir et giren, balık, badem vb. bir çok faydalı yiyeceği düzenli olarak evine almayan yada alamayan vatandaş, dişinden tırnağından artırdığıyla, büyük paralar verip son model teknolojiyi evine sokuyor, sokabiliyor. Ne büyük bir fedakarlık, ne güzel teknolojiyi takip edip almak iyide, ya biraz zahmet, birde onu kullanmasını öğrenip takibini yapsak olmaz mı?.
Olmuyor maalesef. “Ben anlamam, öğrenemem” korkusuyla bahane uydurup ucuz kahramanlık yapıyoruz. Halbu ki öğrenmenin yaşı olmaz. Sahabe 40 yaşından sonra Kur’ an öğrenerek hafız olmadı mı?..
İlkokul 5 sınıfa giden çocuğun hem de son model kameralı telefonuna çok mu ihtiyacı var.. Sen al, al da, vay o öğretmenlerin ve arkadaşlarının haline....
Bilgisayar almak iyi de, günlerce internette kalmakta ne oluyor, 3 yaşındaki çocuğun bilgisayarla uğraşması ne kadar sakıncalı biliyor muyuz’. ??..
Milyarlarca para verdiğiniz o bilgisayarın düğmesine bile basmayı öğrenmeye lütfetmeyişiniz, çocuğunuzu uçurumdan aşağı saldığınızın farkında mısınız?
Bu her iki olayın irdelemesi bizim eleştirimizden ziyada ilim adamlarının uyarısıdır.
Milyarları bir çırpıda vermeyi göze alan ebeveynlerin lütfedip öğrenebildiği kadarıyla da olsa mutlaka bilgisayara adapte olması zorunludur. Nasıl ki devrim yasaları ile eski Arap, Fars ve Osmanlı alfabesinden, Latin alfabesine geçilerek halkımız nasıl adaptasyona uğradıysa, yarınların güvencesi çocuklarımız içinde, bilgisayarın dilini öğrenerek bu günün teknolojik devrimine adapte olmamız zorunludur.
Çocukların odasına arada bir girerek çocuklar internette nerelere giriyor? Zamanının ne kadarını bilgisayarda harcıyor? Gibi takiplerin yapılması gerekir. Ya da İnternetteki sakıncalı sitelere girilmemesi için ebeveyn programı mutlaka kurulması gerekir.
Henüz 14 yaşında,bedensel olarak gelişmiş, fakat anatomik olarak henüz neyin faydalı-zararlı olduğu bilincini tamamlamamış bir çocuk, serbest bırakıldığında, ahlaki çöküntüye sürüklenerek ruhsal açıdan sorunlar yaşayacağını doktorlarımız bangır bangır bağırarak anlatmıyorlar mı?...
Hani bir örnek vardır ya; 15 yaşındaki delikanlının merakı gitsin diye bir silah verirsiniz eline. Sonra bu silahı tarif edersiniz.”Oğlum bak bu silah, hem çok faydalı, hem de çok sakıncalıdır. Yani seni güvenli kılar, ama şurası tetiği, basarsan kaza maza olur, onun için şurası emniyet kilidi, sakın burayı açma ha” . İyice nasihatı döşersiniz de ya sonrası …..
Maalesef o genç deli fişek çocuk, merakla incelediği silahı kurcalaya kurcalaya sıra emniyetiyle de oynamaya gelince kaza da kaçınılmaz olmayacak mıdır?.
Netice itibariyla İnternette bir silah gibi dır. Ya çocuklarınız iyice bilinçlenene kadar, İnterneti evinize hiç sokmazsınız. Ya da (günümüz şartlarında bilgisayar almak neredeyse zorunlu hale geldiği için,) İnternet bağlatmak zorunda kalırsanız, koruyucu programlar yükleterek ve takip ederek kontrol altında tutabilirsiniz.
İnternet dipsiz bir kuyudur, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın bu kuyuda kaybolup gitmesini istemiyorsanız, takibini yapmanız gerekmektedir. Bu olmazsa, olmaz bir kuraldır.
Mehmet BALLI-Araştırmacı/2008
|