Evrim Bilimcilerin Yeni İnsan Kehaneti...
________________________________
Evimizde yada ofisimizdeki Bilgisayarımızın içine girecek kadar küçülen Dünya, bir arama motorundan her türlü bilgiye erişmedeki engelde kalkmış oldu. Sınır tanımayan teknolojinin bu baş döndürücülüğü acaba fiziki olarak bizleri nasıl etkileyecek hiç düşündünüz mü?.
Dünyaca ünlü eğitim kurumu London School of Economics'te araştırmalarını sürdüren evrimbilimci Dr.Oliver Curry'den, insanoğlunun geleceğiyle ilgili çarpıcı öngörülerde bulundu..
Evrim bilimcilerin son yorumuna göre, 3 bin yıl içinde evrimdeki gelişmeleri zirve noktasına çıkılacak, ancak kullandığımız ilaçlar ve teknoloji insanı zayıflatacak..
Evrim bilimci Dr. Oliver Curry'den, insanoğlunun geleceğiyle ilgili çarpıcı öngörüler şöyle;
İngiliz BBC televizyonuna konuşan Curry, insanoğlunun önümüzdeki 3 bin yıl içinde, gelişiminde tepe noktaya çıkacağını, ardından teknoloji bağımlılığı nedeniyle gerilemeye başlayacağını ve 10 bin yıl sonra iki türe ayrılacağını iddia etti. Dr. Curry'ye göre, bin yıl içinde insanlar ortalama 2 metre boya ulaşacak ve yaklaşık 120 yıl yaşayan canlılara dönüşecek.
İnsanın anatomik yapısında büyük değişiklerin olacağını ve fiziki olarak ta değişeceğini şöyle açıkladı.
Erkeklerin vücutları daha kaslı, yüz hatları daha kemikli, organları daha büyük olacak. İnsanların ten rengi açık kahverengiye dönüşecek.
Kadınların cildi yumuşak, parlak ve tüysüz, gözleri iri, saçları düz olacak. Irk farklılıkları, ırklararası eşleşmeler nedeniyle ortadan kalkacak. Bu süreç 3 bin yıl içinde evrim bakımından inanılmaz bir gelişme yaşayacak..
Sonra insanoğlu, 10 bin yıl civarında duraklama dönemine girecek. İnsanoğlunun ömrü kısalacak, ilaçlar nedeniyle bağışıklık sistemi çökmüş olacak ve teknoloji bağımlılığı nedeniyle neredeyse birer 'evcil hayvana' dönüşecek ve sosyal iletişim kabiliyetlerini kaybedecek. Bu sürecin sonunda insanoğlu iki farklı türe ayrılacak. İlk grup güzel ve yetenekli olacak. Diğer tür ise fiziksel olarak deforme olacak, akıl ve yetenek bakımından daha geri ve kısıtlı kalacak.
Bilmin varacağı noktada bizi şimdiden korkutan öngörüleri böyle.. Çekik gözlü Çinliler, mavi gözlü Ruslar, sarışın Fransızlar gelecekte olmayacak olması, dünyamızın tüm renkliliğini kaybedeceği, tatsız tuzsuz bir yaşama doğru sürükleneceğiz maalesef..
Şimdi çoğumuz diyecektir amaaan ozamana kadar kim yaşar, Allah bilir. Tabiî ki doğruda, diğer taraftan, İnsan olarak 1200 yıl ömür yaşamış peygamberleri ve iri cüsseli atalarımızı yani geçmişi düşününce geleceğimizi merak etmekte haklılık payımız olsa gerek değilmi..
Mehmet BALLI-Araştırmacı–2008
|
|
Doğru Bildiğimiz Yanlışlar..
_____________________________
Eskiden beri okumayı pek sevmeyen ama kulak dan dolmayı da hiç kaçırmayan bir millet olarak bugüne kadar hep halimizden şikayet eder durmuşuzdur..
Okuma alışkanlığımız olmadığı doğru da bize bildiğimizi öğretenlere ne demeli. Onlarda mı bildiklerini yanlış yerden okudular, yada kasıtlı bir döngümü vardı da bu sistemde çözemedik bugüne kadar..
Bugün, geldiğimiz noktadaki araştırmacılarımızın çoğalmasıyla bir çok şeylerinde değiştiğini gözetlemekteyiz. Belgeli araştırma sonuçları ortaya çıktıkça hayretler içerisinde bir çok bildiğimiz doğruların aslında yanlış olduğunun farkına vardık..
Yanlışın neresinden dönersen kardır kıvraklığıyla da şimdi öğrendiğimiz doğruların mutluluğunu yaşıyoruz…
Sağlıkla düzelttiğimiz alışkanlıklar;
Çocukluğumuzdan beri bize aç karna su içmememiz öğretildi, baş ağrısı yapar diye.
Halbu ki şimdi uzmanlar günde en az 1 litre su içmenin zorunlu olduğunu ısrarla söylüyorlar.
Bende tam 10 sene rahatsızlık çektiğim bağırsak ve mide rahatsızlığımı bol su içerek atlattım. Şimdi her sabah evden çıkarken bir bardak su içiyorum.
Yıllarca yumurtayı çok tüketmenin sakıncalı olduğu söylendi. Hele de 40 yaş üstü için kollestrolü artırdığı için yüksek risk oluşturduğu bar bar bağırıldı.
Şimdi dünyaca ünlü kalp doktorumuz Prof. Dr. Bingür Sönmez tarafından yumurtadan özür diliyoruz açıklaması geldi...
Bildiğimizin tam tersi bir açıklama ile, günde bir yumurta yiyerek protein ihtiyacımızın ancak karşılayabileceğimiz vurgulandı...
Meğer Türk toplumuna yumurtayı yasaklayanlar aslında, tıka basa yiyip içen Amerikan kültürünün etkisindeki diyetisyenlerin çığırtkanlıklarıymış..
Balıkla yoğurdu yediğimde zehirlediğimizi düşünürdük, meğer yanlışmış. Bayat olduğu zaman balık tehlike arzedermiş..
Şimdi balığı daha taze ve yoğurtla da keyifle yiyoruz.
Yanlış öğretilen tarihin bugün düzeltilmesi ise;
Sultan Abdülhamit’i bilirsiniz. Osmanlının en önemli şahsiyetlerindendir. Okuduğum kadarıyla bende sevdiğim şahsiyetlerdendir. Fakat bugün bu koca sultan hakkındaki bildiğimiz yanlışların doğrusu şöyleymiş;
Koca Osmanlı İmparatorluğunu 33 sene gibi çok uzun bir süre yönettiğinin gururunu taşırdık.
Şimdi öğrendik ki, bu 33 senelik uzatmanın sebebi aslında Saltanatta biraz daha fazla kalmanın direnişiymiş..
Kim bilir bu çöküş daha önce olsaydı, belki de bu kadar çok hırpalanmadan parçalanmaz ve daha yumuşak bir geçiş dönemi yaşardık gibi bir düşence geliyor insanın aklına..
Yine Abdulhamid’in bir olayı var ki insanın hayret etmemesi mümkün değil.
O dönemin şartlarını tam olarak bilmemiz mümkün değil ama açıklanan yeni belgeler doğrultusunda öğrendiğimize göre, Sultan Abdülhamid ile ters düşen Meşhur Talat Paşa bir manevra ile o zamanın Fransız Konsolosluğuna sığınıyor. Bunu öğrenen Abdülhamit tarihçi Ahmet Cevdet paşa ile Fransızlarla pazarlığa oturarak, bugünkü Tunus toprakları karşılığında Talat Paşayı Fransızlardan alıyor. Sonrada Talat Paşayı idam ettiriyor.
Ne acı bir gerçek maalesef..
Bir başka düzeltilen yanlışımız ise, yine Osmanlının son döneminde mantar gibi birden çoğalan Meşhur Edebiyatçılarımız hakkındadır.
Osmanlı imparatorluk dili Osmanlıca, Arapça ve Farsça iken çoğu edebiyatçı aydınlar batı dili öğrenmeye başlamışlardır. Bu zamandaki Fransız ihtilaliyle gelen batı hayranlığı bizim Edebiyatçılarımızı da etkilemiştir. Bu etkileşimdeki can alıcı nokta ise, bizim yazarlarımız, etkilendikleri batı edebiyatı eserlerini kendilerininmiş gibi kullanması dır.
Yani bu gün hayranlıkla okuduğumuz o zamanda yazılmış bir çok şiir, roman vb yapıtlar aslında kopya imiş. Beğendikleri güzel eserleri tercüme ederek altına da kendi isimlerini yazmışlar.
Pes doğrusu, bu gün arabesk ve bir çok müziğin yabancı sanatçılardan aşırıldığını duymuştuk ta bu kadar önemli kişilerin yapıtlarından bu vehamette çıkacağına bir anlam vermek mümkün değil..
Bunlar benim iddiam değil, yorumumda değil..
Kimden mi öğrendik, Haber Türk kanalında tarih programından. Programı sunan Prof. Murat BARDAKÇI’nın ağzından.
Ha Prof Murat BARDAKÇI’yı eleştirenler olabilir, bu tür alışık olmadığımız yeni çıkışlara karşı olan direncimizin sıfırlanması için tek çare bol bol okumak hem de Osmanlıcayı öğrenerek.
Prof Murat Bardakçı yine misafir tarihçi konuklarıyla birlikte sunduğu programda, Osmanlı Arşivlerinden çıkan her yeni tercüme ettiği belgeleri ekrandan gözümüze soka soka anlatıyor ve kim bilir daha ne yanlış bildiğimiz doğrular çıkacak ortaya....
Mehmet BALLI-Araştırmacı–2008
|