![]() |
![]() |
|---|
|
MAKALELERİ |
|---|
| ARAŞTIRMA-MAKALESİ / Mehmet BALLI |
|---|
Müslümanlar Neden Güçsüz (leşti)?.. Aylardır internet e maillerde bir makale dolaşmakta.. Kopyacılığı yada hazırı çok sevdiğimiz için herkes biribirine FW ettiği e mail bana da birkaç kez geldi. Dünyada yalnızca 14 milyon Yahudi var, Kuzey ve Güney Amerika'da yedi milyon, Asya'da beş milyon, Avrupa'da iki milyon ve Afrika'da 100,000 kişi. Tek bir Yahudi'ye 100 tane Müslüman düşmektedir. Buna rağmen Yahudiler tüm Müslümanların toplamından yüz kez daha güçlüdürler. Nedenini hiç merak ettiniz mi? O halde Müslümanlar neden bu kadar güçsüzdür? Cevap: Eğitim Yoksunluğu. Tam anlamıyla söylersek kaliteli eğitim yoksunluğu. Çok kesin biçimde söylersek akılcı olmayan, din eksenli ve çağdışı eğitim. Böyle bitiyor. Pakistanlı yazarın bu makalesini ve karşıt cevaben yazılan detaylı ama sizin için çok faydalı bilgiler içeren makaleyi http://site.mynet.com/ballisite/ballisite/id1.htm adresinden okuyabilirsiniz. Pakistanlı bu Dr.Faruk Saleem kim olduğu hakkında bilgi bulmak mümkün değil.. Bizi ilgilendiren tabiî ki yazdıkları.. Yazdıklarına katılmamak mümkün değil. Yalnız yazarın konuya yaklaşımının objektif olmadığını iki katagorizede ele almak mümkündür. Hiçbir Şey Aksetti(rildi)ği Gibi Değildir Her hakikatın içinde yanlış, her yanlışın içinde bir miktar doğru, her olumsuzun içinde bir olumluluk, her olumlunun içinde olumsuzluk. Nereden, nasıl ve kim tarafından hangi kriterlerle bakıldığı, neyin ön plana neyin geri plana bırakıldığına bağlı olarak da değişebilir. Bunu şöyle de yapabiliriz: Bu düşünür ve bilim insanlarının çoğu dikkat edilirse Batılı ülkelerde kaba bir genelleme ile 17 yy ve 21 yy arasında yaşamış insanlar. Batı medeniyyetinin çıkış noktası olarak Rönesansın ana beşiği İtalya'yı değerlendirecek olursak, İslam 800-1200 yıllar arasında bilimsel ve düşünsel gelişmenin öncülüğünü yürütmüştür. 750-800 lü yıllarda Abbasiler devrinde Bağdatta etkili olan Buveyhoğulları döneminde hastane ve rasathane kurulur. Kağıt üretimi için ilk kağıt fabrikası kurulur. Bağdat'taki Dar'ük Hikme'de 1 milyon kitap vardı." Arap parası Dinar uzun süre Avrupa'nın başlıca parasıydı. Güney Fransa ve İtalya, Sicilya ve İspanya'daki Müslümanlardan şeker üretimini öğrendi. Venedik; Antakya'nın cam işlerini taklit ediyordu. Avrupa pamuklu,kadife halı ve nakışlı diba dokuma yöntemini Araplardan öğrendi. Avrupa'ya barutu,topu veren,en iyi çelik üretimini öğreten,pusulayı,pamuktan ucuz kağıt yapımını,metalürjiyi,matbaacılığı öğretenler Müslümanlardır." Hristyan Batı'nın kapattığı Sokrates-Eflatun- Aristoteles geleneğindeki Atina felsefe okullarından kaçan düşünürler Suriye ve Mısır'a sığınmışlardır. Batı, Helen felsefesini gerisin geriye gene Arap kaynaklardan yaptığı tercümelerle yeniden öğrenmiştir. Şimdi asıl soruyu sormak gerek yaklaşık 900 yıl önce insanlık medeniyetinin bayraktarlığını yapan bu insanlara ne oldu da bu bayrağı başkasına kaptırdılar da bayrağı uzaktan dahi selamlayamıyorlar?. Bunlar o dönemde Müslüman değillerdi de şimdi mi Müslümanlar ? 1200'lerde İslam coğrafyasının uğradığı Moğol istilası ekonomik ve siyasi anlamda her şeyi tepe taklak ettiği gibi Moğollar girdikleri her yerde kütüphaneleri yerle bir etmiş bulunan tüm eserleri iz bırakmazcasına cayır cayır yakmıştır. Bu yıkıma paralel olarak bölgede ortaya çıkan egemenler de İslam'ın Hz. Muhammed ve Ehlibeyti'nin düşünce sistematiğinden çok eleştirel aklı durduran Gazali felsefesine uygun ve bağnaz bir din yorumunu kabul edip dayatmışlardır. Dananın kuyruğu burada kopmuştur. Hal böyle iken denilecek ki : Ama yazının dediği gibi bugün bilimsel araştırmaların en az olduğu, buluşların geliştirmelerin en az olduğu , kaynakların en kıt olduğu diyarlar reel olarak Müslümanların yaşadığı bölgelerde mevcut. Doğrudur. Ama neden ? Diye de sormak gerek. Biraz tarihi karıştirırsanız İslam'ın bilimsel çağını akıl ve mantık yürütmeyi durduran dönemin, İslam kisvesi altında dünyevi siyasalarını yürüten Emevi hükümranlığının başlaması ile olduğunu görürsünüz. Felsefik alanda da Gazali feslefesinin hakim kılınmasının bunda en büyük etken olduğu görülür. O dönemlerde merkezi hükümranlıktan( Şam ve etrafı) ne kadar uzak kalınmış ise özgür ve bilimsel düşüncenin o kadar güçlü kaldığı görülür. Bu özgürlük ve bilimsellik İslam karşısında değil ancak tiranların (acımasızlar) İslamı çarpıtarak İslam böyle anlaşılacaktır diye dayattıkları kendi bağnaz anlayışları karşısındadır. Zorbalık ve baskı altında hükümdarların dayattıkları nasıl İslam’a bağlanabilir? Abbasiler döneminde gene hakim güç dışında kalanlar tarafından sürdürülen bilimsellik bir süre sonra aynı akibete uğratılmıştır. Bugün olduğu gibi. İslam ülkeleri arasında nerede bir zorba rejim varsa orada bilim ve düşünce zayıftır. Kur'ani çağrıyla, ey insanlık akıl edersen araştırırsan da görürsün ki bu diktatörleri de vareden yaşatan sistemlerini kuran, medeni denilen Batı'dır. Diyeceksiniz ki bu bölgedeki insanlar da haklarını savunsun ve değiştirsin bunları. En ufak bir kıpırdanmayı dahi bölgedeki zalim müttefiklerine zeval gelmesin diye sorgulayıcı araştirmacı eğitim sistemlerinden yetişen her alandan akıl hocası en has uzmanlarını, tankını tüfeğini göndererek yok ettiren de kimdir acaba? Ama evet bu insanlarda bir kabahat aranacaksa o da aralarında besleyip semirttikleri benden sonrası tufan, gemisini kurtaran kaptan, cafcaflı yaşam ve caka atma düşkünlüğü mikroplarında bulunabilir. Bilimsel ve düşünsel alanda isimleri bilinen onca Batılı mevcuttur. Bunları takır takır sayanlar bugün kaç Çinli , Japon , Koreli biliminsanının adını bilir? Bilinmiyorsa olmadığı için mi, bu ülkeler bilim ve düşünce alanında geri kaldığı için midir ? Din eksenli ezberci eğitim: Müslüman coğrafyada medrese eğitim döneminin hakimiyeti çoktan geçmiştir. Bağnazlıkla yönetilen Suudi Arabistan'da dahi maalesef geri planda bırakılan kadınlara bu konumlarına rağmen normal eğitim veren okullar mevcuttur. Özellikle din eğitimi almak isteyenler içinse farklı okullar (medrese tarzı) mevcuttur. Din eksenli demek yerine süphesiz sadece bağnaz din anlayışlı tedrisatları hakim kılmak isteyen anlayışlar her yerde vardır ve şüphesiz bu anlayışları hiçbir şekilde onaylamak mümkün değildir. Hiristyan ve Yahudi ülkeler ilerlemiş gerisi geri kalmış(özetle): Kazın ayağı hiç de öyle değil. Sadece Çin'de her yıl tam rakamını hatırlamıyorum ama gerek Çin'de gerekse anılan top 500 üniversiteden yetişen on binlerce mühendis mezun olup bu dev üretim sistemine katılıyor. Yapılan araştırmalar Çin'de ortalama her 22 dakikada bir fabrikanın kurulduğunu ve her 36 saatte bir Arge laboratuarının daha açıldığını gösteriyor.( İşkembeyi kübradan attığımızı düşünenler bir bilet alsınlar sadece Faw adlı otomotiv fabrikasını gezsinler) Hindistan IT sektoründe dünyanın merkezi olmaya doğru gidiyor. Budistler sadece Buda heykeli gibi elleri bağlı Hintliler de öküze bakıp durmuyor gibi. Ne dersiniz? Arap dünyasında nufus başına düşen teknisyen sayısı çok az. Ne olmasını bekliyoruz ki? Sanayisi gelişmemiş geliştirilmemiş ( sadece bir iki çarpıcı örnek: Petrol üreticisi bugün bile İran rafineri kuramamaktadır çünkü dünyanın neresinden olursa olsun İran'a rafineri teknolojisi ve makinesı satmak uluslar arası güçlerce yasaklanmıştır. Türkiye'de Cumhuriyetin ilk dönemlerinde kurulan uçak sanayi kapattırılmış yerine soba üreten bir fabrika açtırılmıştır) ülkeler o kadar teknisyen yetiştirip kahvelerde nargile mi fokurdattırsın? Elbette Almanya yetiştirecek fabrikalarının ihtiyacı var. Yazıda varılan bir sonuç var: İslam dünyası bilgi üretebilecek kapasiteden yoksun. Niye orada tanımlanan bu dünyada yaşayanların hepsi embesil mi ? Yoksa bilgi üretme olanakları kısıtlanmış demek daha mı doğru olacak ? Pakistanlı fizikçiler (yazarın ülkesinden) ürettikleri bilgileri uzaktan mektupla eğitim kurslarından mı ezberliyorlar yoksa Londra caddelerinde gezinirken köşede rastladıkları çöp kutularından mı buluyorlar? Geri kalmış ne kadar ülke varsa bugünkü gidişatlarını dinlerde aramasınlar. Uzaktan kumandalarla çevrilen kafalarını kendisini yöneten sistemlere ve bu yönetimlerini yaşattıranlara sabitlesinler. Müslümanların son 2 yüzyıldır Allah’ın İlk emri ‘OKU’ dan koptuğu ve bunun içinde bir ilmi fetret dönemi yaşadığımız doğrudur. Unutulmamalıdır ki, Müslümanlar çınar ağacı misali kuvvetli köklere sahiptir. Endişe etmeyin İnşallah gelecek zamanda yeni fidanların yeşereceği muhakkaktır. | Ölümsüzlüğün Sırrı... Eğer bilim insanı ölümsüz kılacak bir ilaç icat etseydi. Bu ilacı alır mıydınız? Önce kendi düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Birde tersini düşünelim. Yada bu ölümsüzlüğü fırsata dönüştüreceklere ne denmeli. Mesela, Hitler, Sezar, Firavun vb. bir çok gelmiş yada gelecekteki şahsiyetler ne kadarda sevinirlerdi.. Tabi birde bunun dini boyutu var. İslamın bilimle çakışmadığı tam tersine, bilimi insanoğlunun zekasını kullanıp Allahın nimetlerini keşfetmesini emreder. Örneğin Kuran da açıkça belirtilmiştir ki ‘her hastalığın tedavisi mümkündür ölüm hariç’.. Bilimin tarihine bakarsak çoğu icatların ve keşiflerin temelinde hayal gücü, ihtiyaç, merak vs.. olduğunu da görürüz. Ölümsüzlük ile ilgili bir çok filimler çevrilmiştir. Seyrettikçe insanın dehşete düşmemesi mümkün değildir. İnsanlar genelde karar alırken amaç yada hedeflerinin sonucunu düşünüp değerlendirirler ve buna göre bazı durumlarda tedbirli davranmaları gerekir. Ancak ölümsüzlüğün olmaması insanı amaçsızlığa ve monotonluğa itecektir. Gelelim Bilmin geldiği bugünün son noktasına.. Ölüm Allah’ın emri ama ölümsüzlük de insanoğlu’nun yaratıldığı günden bu yana en büyük rüyası. Bilim adamları kendi hücrelerini yenileyerek adeta ölümsüzlüğü yakalayan bir canlı keşfetti. Ölümsüzlüğün sırrı bu canlıda mı? Deniz canlıları araştırma uzmanları tropikal sularda yaşayan bir denizanası türünün kendi kendini yenileyebildiği ve bu özelliğiyle ölümsüz olduğunu ortaya çıkardı. Denizanası türlerinden Turritoptis Nutricula’ya hücrelerini kendi kendine yenileyebiliyor. Bu gençleşme işlemi sırasında cinsel ilişkiye girmek de canlının hücrelerinin yenilenmesine yardımcı oluyor. Karayip açıklarında bulunarak incelenen ancak dünyadaki tüm tropikal sularda bulunduğu söylenen denizanası türü üzerinde incelemelere başlayan uzmanlar ölümsüzlüğün sırrını araştırıyor. Genetik uzmanları bu türün kendi kendini nasıl yenileyebildiğini masaya yatırarak uzun dönemde insanın bu yapıya bürünmesinin yollarını arayacak. 5 mm. çapındaki bu denizanası türü ancak başka bir deniz canlısı tarafından yenildiği veya öldürüldüğü zaman yok oluyor. Yani Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’ne de taşıdğı Batının ünlü masal kahramanları Elf’ler gibi sadece “öldürülünce” ölüyorlar… Panama’da bulunan Smitsonian Tropikal Araştırmalar Enstitüsü’nden Dr. Maria Miglietta, “Bu olayın bir başka yönü ise ölmeyen bu canlıların sürekli olarak çoğalmasıyla nasıl bir problemle karşılaşılacağı” diyor. Uzmanlar ölümsüz denizanasının sayısını ise henüz bilmiyor. Denizanalarının çoğalmaları yumurta ve sperm yoluyla oluyor. Eşsiz olarak da üreyebilen deniz anaları gövde kısımlarında bulunan bezlerdeki üreme hücrelerini suya döker ve yumurta suda dölleniyor. Döllenme sonucunda yumurta, önce larva sonra polip evrelerinden geçer. Yumurtadan çıkan larvalar polip olarak gelişim geçirdikten sonra bir denizanası haline gelebiliyor. Bazen de polip olarak yaşamını sürdürüyor. Bugünkü bu bulgularla ölümsüzlüğün sırları zorlanıyor yada uzun yaşamanın yolları araştırılıyor da, bence ne kadar zorlanırsa zorlansın ölümden kaçış yok, çünkü kıyamet kopunca yine tüm canlılar ölümü tatmış olacak.
|
Bu site hiç bir şekilde ticari kazanç sağlamamaktadır. |