ANASAYFA
ETKİNLİK Bâbâli Sohbetleri

Bâbâli Sohbetleri

Kültür Sanat ve Edebiyatla meşgulseniz illaki bir yerlerden beslenmeniz de lazım, hem de kendinizi diri tutmak için.
Halk Edebiyatında aşık atışmaları varmış, Divan Edebiyatında şairler arasında nazireler, Tanzimat döneminde ise Namık Kemallerin Encümen-i Şuara : ( Şairler Encümeni ) gibi edebiyat ekolleri veya edebiyat sohbetleri, zamanımıza ulaşamadan yok olup gitmiş!
Uzun zamadır Her yazar kendi kabuğuna çekilerek usta -çırak ilişkisi de kopmuştur demekte mümkündür. Fakat birileri bunu hatırlamış olacak ki, "Babali sohbetleri" adı altında Kültür Sanat ve Edebiyatın kalbi olan Cağaloğlu Bâbâli'de bunu canlandırmaya çalışıyor. Yer TİMAŞ Kitap yayınevi binasında.

Her Perşembe nezih programların gerçekleştirildiği Bâbıâli Sohbetlerinin bu haftaki konuğu, Türk Halk  Müziğimizin yapı taşlarından büyükusta Selahattin ALPAY  idi. Edebiyatımızın da bir parçası olan türkülerimiz,  "Türkü Türkü Anadolu"  başlık altında, en az konuklar kadar bize debiyat sevdalısı  dinleyicileri doyurucu güzel bir program yapıldı. Somuncu baba, Muhittin Arabi gibi tefekkür sahibi önemli şahsiyetlerin memleketi Malatya doğumlu olan Selahattin Alpay, türkülerle tanışmasının hikâyesini tatlı üslubuyla anlattı ve o güzel sesi ile canlı performans gerçekleştirerek, dinleyicilerin kulağının pasını sildi. "İlk defa bu programda açıklıyorum" dediği, mahallede "Gakgo"  adıyla, genç yaşta Malatya'da 'Yeşil Ördek gibi daldım göllere...' türküsünü söyleyerek başladığı müziğe 'Malatya Malatya bulunmaz eşin...' türküsü ile zirve yapmış, bu uzun ince yolda... Dedesinden; "Sesi yedi düvele duyulacak" diye dua aldığının anısıyla sohbete başlayan sanatçı, anlattığı bir çok anektotuyla dinleyicilere harikulade nostalji yaşattı.  

Usta sanatçı Bâbıâli Sohbetine şöyle devam etti; "Türkülerimiz bizim Romanlarımız, türküleri sevdiğimiz ve gönül verdiğimiz için bu yola baş koyduk.Türkücü sanatçı demektir, sanatçı ise kitap okuyan entelektüel insandır. Türkücü demek; sesinin çapağı alınan ve sesi dört bir yana giden Zülkarneyn gibidir.  Türkü okuyacak genç arkadaşlara en önemli tavsiyem ve bizlerin de bütün amaç edindiğimiz şey, düzgün telaffuz etmek ve düzgün okumak. Türk Halk Müziği Anadolu da kendi içinde girift olmuştur. Türkülerimin birçoğu derlemedir. Bugün artık 'otantik türkü' yok halbu ki derleme suyun gözünden içmektir. Kazancı Bedih'i ilk TV ye çıkarmakbana nasip oldu. Aşık Veysel ile muhabbetim oldu hatta yatağında 1 gün yattım. Birçok ustalarla çalışma fırsatım oldu... Türküler türkü olarak mıkalmalı, yoksa yenilikler olmalı mıdır? Türk Halk Müziğine gönül vererek onun gelişmesi için  çaba harcamamıza rağmen maalesef dışarıdan yeteri kadar ilgi ve destek gösterilmemektedir.  Mesela, Rtük'ün televizyonlara zorunlukıldığı Kamu   Spotundan olan 20 dakika Türk Halk Müziği yayını, TV'ler gece yarısı yayında... Neşet Ertaş'ın babasının Japonya da bir kürsüsü olduğu halde bizde neden yok? Batı, müziğini emperyalizmle sanayiye dönüştürüp para yapmışsa, bizde sanatımızı, bir Aşık Veysel'i pazarlamalıyız. Bu güne kadar Allah rızası için yaptıklarım da var, vefalı olan-olmayan da olsa, bunun karşılığı olarak da mükemmel yetiştirdiğim  iki kız bir oğlum ile gurur duyuyorum. Vefa önemlidir, vefa;  vatana, millete, ezana sahip çıkacak evlat yetiştirmekle olur." Sanatçıya sorulan önemli sorulardan biri de "Gurbet" idi. Dün, türkülerimizin anateması olan "GURBET" idi hala bu temanın devam edip etmediği hakkındaki bir soruya;"Gurbet bitti, hasretlik türkülere yansımayacak... en büyük gurbet sevgi deyaşanıyor.  Özlem duyan herkesin cep telefonu ile 'alo' demesiyle artık insanlar hasretlik çekmiyor, ancak asıl hüzün Allah'a olan özlemdir." diyerek, ne kadar güçlü bir maneviyatının olduğunu gösterdi.   Sanat hasretten yapılır. Gerçektende öyle değilmidir, dünya bizim gurbetimiz,  asıl hüzün Allaha... biz gurbetteyiz, adalete  hasretiz... vefaya hasretiz...