Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla

1- Elif, Lâm, Râ. Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.
2- Gerçekten biz, Arapça bir Kur'an (1) olarak indirdik, Ona akıl erdirirsiniz (2) diye.
3- Biz bu Kur'an'ı sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak sana aktarmaktayız, oysa sen, daha önce bundan haberi olmayanlardandın.(3)
4- Hani Yusuf babasına: "Babacığım, gerçekten ben (rüyamda) onbir yıldız, güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde etmektelerken gördüm" demişti.
5- (Babası) Demişti ki: "Oğlum, rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa onlar sana bir tuzak düzenlerler. (4) Çünkü şeytan, insan için apaçık bir düşmandır."

AÇIKLAMA

l. Arapça "" (okumak) kelimesi "" fiilinin masdar şeklidir. Arapçada bir fiilin masdar şekli bir şeyin ya da şahsın ismi olarak kullanılırsa, o fiile ait en mükemmel nitelik ve anlamların o şeye (ya da şahsa) hamledildiğine delalet eder. Bu kitab da "Kur'an" olarak isimlendirilmiştir, böylece kelime delalet ettiği Kitab'a ilişkin çok ve tekrar tekrar okunduğu anlamını verir.
2. Bu, Kitabın yalnızca Araplara indirildiği anlamına gelmez. Anlatmak istediği sadece şudur: "Ey Arap topluluğu, Kur'an'ın mükemmelliğini anlamalısınız, bu mükemmellik onun ilahi vahiy olduğunun apaçık delilidir; sizin dilinizle indirildi ve artık anlamadığınıza, yabancı bir dille indirildiğine dair hiçbir mazeret ileri süremezsiniz."
Bazı kimseler yanlış bir şekilde bu ayete, kitabın Arap olmayanlara değil yalnızca Arap çölüne indirildiği yolunda bir anlam verirler. Dolayısıyla Kur'an'ın tüm insanlığa bir Hidayet (klavuz) olarak gönderilmediğini ileri sürerler. Fakat bu, Kur'an'ı gerçek anlamıyla kavramayanların temelsiz bir iddiasıdır ancak. Gayet açıktır ki, bir kitap evrensel bir kılavuz olması durumunda bile belli bir dilin kelimelerini kullanmak durumundadır. Böyle olmalı ki, o dili konuşan insanlar kitabın öğretilerini anlayabilsinler ve mesajı diger insanlara iletebilsinler. Bir harekete dair mesajın evrensel ölçüde yaygınlaşmasının tek doğal biçimi budur.
3. Bu ayet dolaylı biçimde Mekke kafirlerine seslenmekte ve Rasul'ün Mısır'da İsrailoğulları'nın yerleşmesine dair bir kıssa hakkında hiçbir şey bilmediğini, ancak bunun hakkında Allah'tan gelen vahiyle haberdar olduğunu vurgulamaktadır. Böyle bir görüş kaçınılmazdı zira, bu surenin önsözünde de zikredildiği gibi, kafirler bu meseleyi aniden ortaya atarak, Hazreti Muhammed'i (s.a) imtihandan geçirmek ve (güya) "gerçek yüzünü teşhir etmek" istiyorlardı. Bu girişim bu ayetlerle karşılandı: "Ey Muhammed, onlara de ki, bundan önce İsrailoğulları'nın Mısır'a yerleşmesi hakkında hiç bir malumatınız yoktu ve şimdi bu olayla ilgili bizden indirilmiş vahyi bir bilgi karşısındasınız."
4. Rüyanın anlamı gayet açıkken, Hz. Yakub (a.s) rüyayı işittiklerinde on üvey kardeşinin Hz. Yusuf'a kıskançlıklarından ötürü daha da hasmane tavır alacaklarından korkmuştu; bu yüzden Hz. Yusuf'a rüyasını diğer kardeşlerine anlatmamasını tenbihledi. Çünkü biliyordu ki, kardeşleri bir peygamberin oğullarına yakışmayacak karakterdeydiler ve bu yüzden Hz. Yusuf'a karşı her türlü kötülüğü rahatça yapabilirlerdi. Rüyada geçen "güneş", Hz. Yakub'du, "ay" eşiydi (yani Yusuf aleyhisselamın üvey annesi) , "onbir yıldız" da onbir kardeşiydi.